ÜYE OL

BLOG

- Mukayeseli Şehircilik

Ünlü bir sosyolog; 'Şehir medeniyet kadar eskidir.'der. Bu bağlamda düşünecek olursak aslında kentlilik seviyesi bir bakıma medeniyet seviyesinin aynası olmaktadır.

Bu durumda sorulması gereken soru;kentli olmanın gerektirdikleri nelerdir?. Kentli olmanın en büyük zorluğu aslında ortak hayat alanlarının kullanımında birbirine saygılı, adaletli ve ölçülü davranmayı becerebilmektir.

Nüfus ve ihtiyaçların hızla artması kent ekosisteminde yönetim erkinin güvenlik, sağlık, eğitim, trafik, enerji, telekominikasyon alt yapı gibi talepleri karşılayabilmesini zorlaştırmaktadır. Artan göç ciddi sosyo-psikolojik travmalara sebeb olabilmektedir.

20 yüzyılın başlarında dünya nüfusunun yüzde 13'ü şehirlerde yaşarken 2050 de bu oranın yüzde 70'lere varacağı tahmin ediliyor. Her hafta 1 milyon kişi şehirlere göç ediyor.

Artan bu karmaşada belediyeler ve devletler 'ölçebildiğinizi yönetebilirsiniz' prensibine göre bilgi teknolojilerini azami derecede kullanmalı ve bilgi güvenliğini de güncellemelidir.

Şehirler değişimin ve yenilenebilir enerjinin teşvik edilmesi için mükemmel yerlerdir. Ayrıca inovasyon imkanı içinde uygun platformlardır.

Kentler; halkın temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ciddi zorluklarda çekiyor. Konfor, statü, kariyer ve iş alanlarının çokluğu, çeşitliliği göçü zorlarken oluşan bu yoğunluk sebebiyle dünya enerjisinin yüzde 75'ini tüketiyor. Dünyada oluşan karbondioksitinde yüzde 80'i şehirlerden kaynaklanıyor. Bu salınımın yüzde 13'ü taşıtlardan. Yaklaşık 10 yıl içinde 1 milyar yüz milyon araç sayısına ulaşılacak.

Bir şehrin zenginleşmesi için büyümesi gerekir. Şehir otoritesi, demokratik özelliklere, küreselleşmeye, çevre sorunlarına, sosyal ilişkilere ve dengeye ve teknolojiye ilişkin etkenleri göz önünde bulundurmalıdır. Hareketli ve sağlıklı bir şehir yeni işletmeleri çeker ve mevcutlarada sürdürülebilirlik sağlar. Bu durumda şehri; daha çekici, yeni insanların, deneyim, uzmanlık ve yeni fırsatların mecrası haline getirir. Yeter ki planlama, koordinasyon, birbiriyle iletişim kurabilen ve dünyanın her yanına ulaşabilecek net work ağı kurulabilsin.

Bazı örnek şehirler:

Seul; 1970'lerde planlı döneme geçilmiş, az zamanda çok sayıda konut üretilmesi 1990 planlama yaklaşımında bir kırılma gerçekleştirerek planlamada insan ve doğa odaklı bir yaklaşıma kayılmıştır. 2000'li yıllarda modern kent anlayışı en uyumlu olma vizyonu sağlanmıştır. 11 milyona yakın nüfusu vardır.

Mexico City; Dünyanın en geniş kenti olup kültür, tarih ve festival şehridir. Yüksek nüfus yapısı ve iki önemli riski trafik ve yüksek suç oranıdır. Ayrıca nüfus artışına rağmen aynı oranda artmayan sosyal kentleşme projeleri göç ve göçmenlerin kentin sosyal hayatına entegre sorunudur. Nüfus 20 milyon civarında.

New York; Dünya finans kenti. Nüfusu kozmopolit olmasına rağmen suç oranının son yıllarda düşük olması dikkat çekici. 5 alt yerel idaresi, 17.405 km2 yüzölçümü, 9 milyon nüfusu var. Halkın yüzde 77 raylı sistemi kullanıyor. Manhattan da 30 dakikalık park yeri ücreti 25 dolar. Kişi başına 29.1m2 yeşil alan düşüyor.(wwf)

Tahran:12 milyon nüfus, 4 milyon araç, 3milyon motosiklet mevcut. Şehir 2 bölgeye ayrılmış. 2'inci bölgede 2 günde bir trafiğe çıkılabiliyor, 1. bölgeye girmek için de 'İZİN' satın almalısınız. İnternet ya da telefonla araç plakasını girerek birinci bölgeye geçiş hakkı alabilirsiniz. Bu hak da 4 bin araçla sınırlı. Araç başı da 5 dolar. 5 metrobüs hattı mevcut.

Bu mukayeseler, metropollerde yaşayanlara farklı bakış açısı kazandırdığı gibi yönetici kadrolarını da yurt içi ve dışında araştırmaya ve bilgi paylaşımına mecbur bırakmaktadır. İstanbul'un iyi bir labaratuvar ve örnek teşkil ettiği söylenebilir.

Büyük şehirlerde; Artan suçlara, acımasız piyasa şartlarına, heterojen yapıya, kısıtlı yeşil alan, enerji ve su kaynaklarına, barınma, yoğun trafik ve emisyona rağmen yukarıda da belirttiğimiz gibi her hafta 1 milyon kişi şehirlere neden göç ediyor?. Planlama, dengeli dağılım, alt yapı, ülke kaynaklarının etkin ve verimli kullanılamaması, bölgesel dinamikleri organize edememe, israf, kısır iç-dış çekişmeler ve vizyonsuz yöneticiler belli ana sebeblerdir. Kızılderelilerin meşhur atasözünde; Son ırmak kuruduğunda, son ağaç kesildiğinde, son balık tutulduğunda, beyaz adam paranın yenmeyecek bir şey olduğunu anlayacaktır, sözü nekadar anlamlı... Bize bahşedilen haklar, zaman ve imkanlar sınırsız değil.. Son yıllarda şehirciliğin ve vizyoner yöneticiliğin yansımalarını görüyor olmak ne kadar mutluluk verici...



FaceBookta Paylaş
tl yükle hgs bakiye yükleme